Uhud’da Hz Muhammed (sav)’in Yaralanması ve “Şehit Oldu” Söylentisi
Uhud’da düzen bozulup saflar karıştıktan sonra müşrik süvarilerinin arkadan baskınıyla Müslümanlar iki taraftan sıkıştı. Bu esnada Hz Muhammed (sav) çok yakın mesafeden hedef alındı. Ehl-i sünnet siyer kaynaklarında; Resûlullah (sav)’in yüzünden ve başından yara aldığı, miğferinin (başlığının) darbe alıp parçalandığı, yüzüne kan aktığı ve ön dişlerinden birinin kırıldığı nakledilir. Yaralanma sadece bir “darbe” değil, aynı zamanda ordunun moralini doğrudan etkileyen kritik bir gelişmeydi; çünkü savaşın o anında en küçük bir karışıklık bile cepheyi tamamen dağıtacak durumdaydı.
Bu yaralanma sırasında, Resûlullah (sav)’in kanını durdurmak için sahabiler hemen müdahale etti. Sahl b. Sa‘d (r.a.)’dan gelen rivayette, Ali (r.a.)’ın bir kalkanla su taşıdığı, Fâtıma (r.anha)’nın da Resûlullah (sav)’in yüzündeki kanı yıkadığı anlatılır. Ancak su vurdukça kanama artınca, Fâtıma (r.anha) bir hasır parçasını yakıp külünü yaranın üzerine bastırır; böylece kanama kesilir. Bu olay Sahih Buhari (2903)’te açık şekilde geçer. Benzer anlatım Sahih Müslim’de de rivayet edilmiştir (bazı numaralandırmalarda Müslim 1789/1791 varyantları).
Yaralanma anında Resûlullah (sav)’in söylediği söz de hadislerde nakledilir: Yüzündeki kanı silerken, kendilerine tebliğ yaptığı halde peygamberlerini yaralayan bir topluluğun hidayeti hakkında “Bu insanlar nasıl kurtuluşa erer?” manasına gelen söz söylediği; bunun üzerine Âl-i İmrân sûresindeki “Bu işte senin bir yetkin yoktur…” anlamındaki ayetin indiği rivayet edilir. Bu rivayet Sahih Müslim (1791)’de yer alır.
Tam bu hengâmede, savaş meydanında en yıkıcı gelişmelerden biri ortaya çıktı: “Hz Muhammed (sav) öldürüldü/şehit oldu” söylentisi. Ehl-i sünnet tefsir ve siyer anlatımlarında bu sözün savaşın kızıştığı anda yayıldığı, bazı Müslümanların bu haberle sarsıldığı, bazılarının ise Resûlullah (sav)’e doğru yönelip etrafında siper olduğu aktarılır. Bu söylenti, sadece bir haber değil; komuta-merkezini hedef alan psikolojik bir darbe işlevi gördü. Çünkü ordunun toparlanmasını sağlayan en temel unsur, Resûlullah (sav)’in hayatta olduğunun anlaşılmasıydı.
Söylentinin yayılmasıyla birlikte Resûlullah (sav)’in çevresinde kalan sahabiler onu korumaya yoğunlaştı. Bu sırada Resûlullah (sav)’in bulunduğu yerin gizlenmesi, güvenli bir noktaya çekilmesi ve çevresindeki dağınıklığın toparlanması hedeflendi. Ardından Resûlullah (sav)’in hayatta olduğu kesinleşince Müslümanlar yeniden toparlanmaya başladı. Bu kritik anın devamında müşriklerin lideri Ebû Süfyân’ın, yüksekçe bir yerden “Muhammed aranızda var mı?” diye seslendiği; Resûlullah (sav)’in stratejik sebeple cevap verilmemesini istediği, daha sonra Ebû Süfyân’ın “Muhammed öldürüldü” kanaatine varacak şekilde konuştuğu da hadis rivayetlerinde yer alır. Bu diyalog Sahih Buhari (4043)’te geçer.
Özetle Uhud’daki bu bölüm, üç noktayı aynı anda içerir:
-
Resûlullah (sav)’in fiilî yaralanması (kanama, diş kırılması, miğferin darbe alması),
-
Yaraya hemen müdahale edilmesi (Ali (r.a.) su taşıması; Fâtıma (r.anha) kül ile kanamayı durdurması),
-
“Şehit oldu” söylentisinin doğurduğu psikolojik sarsıntı ve Resûlullah (sav)’in hayatta olduğunun anlaşılmasıyla gerçekleşen yeniden toparlanma.
Hadis kaynak özeti (bu bölümle ilgili):
-
Sahih Buhari: 2903 (yaralanma, kan, diş kırılması; Ali (r.a.) su taşıması; Fâtıma (r.anha) kül uygulaması)
-
Sahih Müslim: 1791 (Uhud’da dişin kırılması, yaralanma; Resûlullah (sav)’in sözü ve ayetle bağlantı)
-
Sahih Buhari: 4043 (Ebû Süfyân’ın “Muhammed var mı?” diye seslenmesi ve meydandaki algı)
