Doğum Öncesi: Arabistan’ın İklimi ve Mekke’nin Düzeni
Hz. Muhammed (sav)’in hayatını doğru anlamak için önce doğduğu dönemin dünyasına bakmak gerekir. Çünkü onun getirdiği çağrı, boşlukta ortaya çıkmadı; aksine, insanın değerinin zayıfladığı, adaletin güçlünün elinde bir araca dönüştüğü, kabile bağlarının hakkın önüne geçtiği bir ortamda yükseldi. Arabistan’da düzenin temel taşı kabileydi. Kabile; güvenlikti, kimlikti, güçtü. Bir kişiye yapılan saldırı, çoğu zaman bütün kabileye yapılmış sayılır; bu da yıllarca süren kan davalarına kapı aralardı. Toplumsal hayatın merkezinde erkek otoritesi baskındı; kadının değeri çoğu yerde düşüktü. Kölelik yaygındı ve insan, statüsüne göre değerlendirilirdi.
Mekke ise bu yapının içinde ayrı bir yere sahipti. Kâbe’nin varlığı, Mekke’ye hem kutsallık hem de ekonomik canlılık kazandırmıştı. Dini ziyaretler, ticari hareketliliği artırıyor; ticari güç de şehirdeki elit yapıyı daha baskın hale getiriyordu. Buna rağmen toplumda vicdanı rahatsız eden birçok çarpıklık vardı: Yoksulun ezilmesi, yetimin hakkının yenmesi, zayıfın korunmaması, ölçü ve tartıda hile, kabile gururunun adaletin önüne geçmesi… İşte Hz. Muhammed (sav)’in doğumundan önceki zemin, böyle bir sosyal ve ahlaki tabloydu.
Bu tablo, bir yandan büyük bir değişime ihtiyaç duyuyor, diğer yandan değişime şiddetle direniyordu. Peygamberlik çağrısının ağır sınavlarla karşılanmasının arkasında biraz da bu düzenin kendini koruma refleksi vardı.
FİL OLAYI
Peygamberimizin doğmasına daha elli gün vardı. O günler, dünyanın en karanlık günleriydi. Dünyayı, insanların çirkin davranışları böyle karanlık bir hale getirmişti. Hele de Arap yarımadasında durum oldukça vahimdi. Güçlüler zayıfları ezerdi. Yoksullara kimse değer vermezdi. İnsanlar pazar yerindeki sebze meyveler gibi, köle pazarlarında satılırdı. Güzel davranışlar horlanır, ahlaksızlık alkışlanırdı. İnsanlar onları yaratan yüce Allah ’ ı unutmuş, kendi elleriyle yaptıkları putlara tapar olmuştu. Kız çocuklarının varlığı utanılacak bir şeymiş gibi, diri diri gömülüyordu.
Yeryüzünün önemli merkezlerinden biriydi. Ne de olsa dünyada Allah adına yapılan ilk mâbed ondaydı. İlk kez Hazreti Adem’ in inşa ettiği, Hazreti İbrahim’ in yeniden yaptığı Kâbe, Arapların hayatında hâlâ büyük bir öneme sahipti. Her yıl farklı yerlerden gelen insanlar Kâbe’yi ziyaret ederdi. Bu ziyaretler bölgenin ticarî hayatını da olumlu etkilemekte, Kureyşlilerin kazançlarını ar ttırmaktaydı.
Mekke’nin bu durumunu kıskanan bir vali vardı. Habeş Krallığı ’nın Yemen Valisi Ebrehe, Kâbe’den daha gösterişli bir kilise yaptırdı. Böylece insanların yönünü San’a’ya ve Hristiyanlığa çevirebileceğini sanıyordu. Ama yanıldığını kısa süre sonra anladı. Bu durum onu çok öfkelendirdi. Kâbe’yi yıkmaya karar verdi. Ebrehe Kâbe’yi yerle bir etmek için, büyük bir fil ordusu hazırladı. Güçlü bir ordu kurduğunu düşünüyordu. Kendinden emindi. Mekke ’nin yakınlarına gelip konakladığında, Kureyş kabilesinin Hâşimoğulları kolu reisi Abdülmuttalib yanına geldi. Ebrehe onun şehri teslim etmek için geldiğini sanıyordu. Oysa Abdülmuttali b: “Sen ve askerlerin koyun ve develerime zarar verdiniz. Onları bana geri veriniz .” dedi.
Ebrehe alaycı bir tavırla:
“Ben de seni büyük bir adam sanırdım. Biz Kâbe’yi yıkmaya geldik. Sen ondan söz etmiyor da, develerinin hesabını soruyorsun.” d edi.
Abdülmuttalib:
“Ben develerin sahibiyim. Kâbe’nin de bir sahibi ve koruyucusu var. O elbette onu koruyacaktır!” diye karşılık verince Ebrehe o kadar öfkelendi ki : “Kimse Kâbe’yi benim orduma karşı koruyamaz!” diye haykırdı.
Ertesi günün sabahı Mekke’nin üzerine yürüyüp Kâbe’yi yıkmak için Ebrehe’nin ordusu tüm hazırlıklarını tamamlamıştı. Güçlü filler, mızraklı askerler Ebrehe’nin hücum emriyle harekete geçmişken hiç beklenmedik bir şey oldu. Ordunun önündeki büyük fil Mahmud birden bire durdu. Ebrehe ona Kâbe’ye doğru ilerlemesini emretti. Ama fil onu dinlemeyerek yere çöktü. Diğer filler de onu taklit etti. İşte tam o sırada gökyüzünde bir kuş sürüsü belirdi. Allah tarafından gönderilen Eb âbil kuşlarının attığı taşlar ile Ebrehe ve ordusu darmadağın oldu. Kâbe’nin koruyucusu Allah, kutsal mâbedin yıkılmasına izin vermedi . Tarihte bu sıradışı olaya Fil Vakası, olayın meydan geldiği yıla da Fil Yılı denir.
